İnternet Nasıl Ortaya Çıktı?

Günümüzde internet teknolojisi, kullandığımız telefonlarımızdan, arabalarımıza; mutfağımızdaki buzdolabından, salondaki televizyonumuza varıncaya kadar hayatımızın her alanına entegre olmuş vaziyette. Peki, modern çağların bu en önemli keşfinin öyküsü ne? Ne amaçla yapıldı ve nasıl yayıldı? Bu soruya cevap bulabilmek için, zamanda bir yolculuğa çıkarak bundan 60 yıl öncesine dönmemiz gerekiyor.

Her şey, 4 Ekim 1957’de Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) tarafından dünya yörüngesine tarihte ilk olarak yapay bir uydu yerleştirilmesiyle başladı. Bunun ardından SSCB’nin 3 Kasım’da bu sefer canlı bir köpekle birlikte Sputnik II’yi uzaya göndermesi, o güne kadar teknoloji alanında lider olduğunu düşünen ABD’nin, ilk defa rakibi karşısında zayıf hissetmesine yol açtı. Teknoloji alanında ABD’nin üstünlüğünü yitirmesi, bir anlamda, onun SSCB karşısında nükleer saldırılara açık olması anlamına geliyordu. Dönemin ABD Başkanı Eisenhower’ın Bilim Başdanışmanı James Killian’ın belirttiği gibi, Sputnik sonrasında “Amerikan bilimine, teknolojisine ve eğitimine itimadın aniden buharlaştığını” gören yönetim tarafından, Şubat 1958’de ABD’nin rekabet gücünü geliştirmeye katkı yapması için İleri Araştırma Projeleri Ajansı (Advanced Research Projects Agency – ARPA) kuruldu.

ARPA’nın en önemli görevi Sovyetler Birliği’nin ispatlanmış teknolojik üstünlüğünü alt etmekti. ABD’nin milli güvenliğini sağlamak için farklı branşlarda araştırmalar yapan bilim insanlarını şemsiyesi altına alan ARPA’daki uzay projeleri araştırmalarının yanı sıra balistik füze savunması, dünya üzerinde nükleer test yapılan coğrafi noktaların saptanması gibi konuları da içeriyordu. ARPA’nın ilk bilgisayara yönelik çalışmaları ise teknolojinin gelişimiyle ilişkilidir. O dönemde bilgisayar işlemcilerinin çok sayıda kullanımı, bilgisayar sistemine girişimi desteklememesi araştırmaların zaman almasına ve işlemlerin gereken hızda yürütülmesine engel oluyordu. İşlemci teknolojisinin gelişmesiyle birlikte, çoklu kullanıcıların ana bilgisayara bağlanabilmesi konusu tartışılmaya başlandı. Böylece uzay çalışmalarına katkı yapabilecek bilim insanlarını tek bir ağda buluşturmanın teknik altyapısı da hazırlandı.

1958’de kurulan NASA’nın ihtiyaç duyduğu kritik araştırmacı kitlesini oluşturmak için 1952’de oluşturulan İleri Araştırma Projeleri Ajansı Ağı (Advanced Research Projects Agency Network – ARPANET) ABD’nin ihtiyaç duyduğu gelişme ortamını sağladı. Küba’nın yapımını hızlandırdığı füzelerle bütün Kuzey Amerika’yı vurabilecek hale gelmesi ve SSCB’nin füze teknolojisini denizaltılara yerleştirecek kapasiteye ulaşmasıyla ABD’de yeniden nükleer tehdit algısının güçlenmesine yol açtı. O günlerde güvenlik politikası toplantılarında, tartışılan en önemli konulardan birisi olası bir nükleer saldırı sonrasında iletişim hatlarını korumayı nasıl başaracaklarıydı. ARPANET’in saldırılardan etkilenmemesi için Paul Baran adlı araştırmacı tarafından, “fiziksel saldırı sonrasında kalan en büyük grupla elektrik bağlantısı sağlayarak” iletişimi sürdürebileek bir ağ yapısı tartışmaya açıldı. Baran’ın önerdiği merkezi olmayan ve dağıtık çalışan ağlar kavramı üzerine yapılan araştırmalar sonunda altyapı buna göre düzenlendi. 1970’lerde İnternet’in temeli olan askeri nitelikli ARPANET, ABD’nin müttefiklerinde gelişmeye başlayan ağ sistemleriyle (İngiltere merkezli Ulusal Fizik Laboratuvarı’ndaki ticari ağ ve Fransa’daki araştırma ağı olan Cyclades birleştirildi. Böylece uluslararası bilgisayar ağlarının oluşumuyla internetin özü ortaya çıkmış oldu.

ARPANET’e yaptığı katkı ile yeni bir çağ başlatan Paul Baran, “internetin atası” olarak anılıyor. Dönemin ABD Başkanı George W. Bush, Paul Baran’a ABD Ulusal Teknoloji ve Yenilik Madalyası takdim ederken (2008)

İnternet, ilk etapta Batı’daki dört üniversitede kullanılmaya başlanacaktı: UCLA (Kaliforniya Üniversitesi, Los Angeles), Stanford Araştırma Enstitüsü, Utah Üniversitesi ve Kalifornia Üniversitesi, Santa Barbara. Bu noktalar rastlantı sonucu seçilmemişti. Üniversitelerin bilgisayarlarını birbirine bağlamak korkutucu bir fikirdi. Kaliforniya’da zaten hızla gelişen bir teknoloji kültürü ve büyük üniversiteler vardı ama yeni yeni gelişen ARPANET’in Batı Yakası’nda başlamasının bir sebebi de yeni fikirlere duyulan açlıktı. İnternetin ergenlik çağı uzun sürdü. 1969’da UCLA’da ARPANET’in doğumundan sonra ağlar arası ağ 1990’ların ortasında üniversitelerden ve askeri üslerden zar zor çıktı.

29 Ekim 1969’da UCLA’dan bir araştırma ekibi, Stanford Üniversitesi’ne ilk kez internet bağlantısı aracılığıyla mesaj iletmeyi başardı. Bu tarihi olayın yaşandığı Bealter Binası 3420 no’lu oda, UCLA kampüsünde ziyaret edilebilir.

ABD’nin, SSCB’nin nükleer gücü karşısındaki atağı Savunma Bakanlığı bünyesinde ARPA’yı kurmakla oldu. Takiben gelen ARPANET ile askeri alanda bilgisayarlar aracılığıyla iletişimi sağlamaktı. 1970’lerde daha da işlevsel hale getirilen ağ teknolojisiyle internet, askeri alanlardan çıkıp üniversitelere girmeye başladı. Zamanla kamuoyuna da açıldı. Günümüzün internet altyapısı olan ARPANET ile ABD bugün siber uzaydaki hakimiyetini halen korumaktadır.

Kaynak: The Guardian , Gizmodo

Posted by Özge Uçar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir